Mezopotamya Ekoloji Hareketi: Hayır’dan başka seçeneğimiz yok!

Hevsel Bahçeleri’nin yakşalık 7 bin yıldır yaşadığını kaydeden Mezopotamya Ekoloji Hareketi’nden Talat Çetinkaya Hevsel’in Amed’in kültürel kimliği olduğunu ve bundan dolayı iktidar tarafından hedef alındığını söyledi. Çetinkaya, ekoloji hareketleri olarak ‘Hayır’dan başka seçeneklerinin olmadığını vurguladı

Ekolojinin HES ve TOKİ’lerler yıkım sürecinde binlerce hayvan ile doğal eko-sistem büyük zararlar gördüğünü ve on binlerce ağaç yakılıp kesildiğini dile getiren Mezopotamya Ekoloji Hareketi’nden Talat Çetinkaya,  “Bu anayasa değişikliğiyle su ve topraklar geri dönülmez bir şekilde şirketler ve devlet eliyle egemenlik altına alınacak, toplum bu şekilde dejenere edilmeye çalışlılacaktır. O yüzden ‘hayır’dan başka seçeneğimiz yok” dedi.

Mezopotamya Ekoloji Hareketi Talat Çetinkaya:

Olası bir anayasa değişikliği, var olan kötü gidişe tuz biber ekecek. Ülkeyi KHK’ler üzerinden götürmeye çalışan, her şeyi Ankara’dan bir avuç bürokrat eliyle planlayan, yerele kesinlikle söz hakkı tanımayan, doğanın yıkımı üzerinden ekonomiyi planlayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Halkın seçtiği belediyelere el koydular. Sivil toplum kesimlerinin oluşturduğu dernek vb. yapıları bir gecede kapattılar. Bununla da kalmayarak, tepki göstermek isteyenleri de, OHAL’i gerekçe göstererek gözaltına aldılar, tutukladılar, ihraç ettiler, açığa aldılar. Baskı ve sindirme politikalarıyla halkı itiraz edemeyecek, direnemeyecek noktaya getirmek istiyorlar. Kürtler ne yazık ki bu süreçleri daha önce de çokça yaşadılar ve özgürlük taleplerinden asla vazgeçmediler.

Güncel durumda değiştirilmek istenen anayasa, yok saymayı ve merkezileşmeyi kalıcılaştıracaktır. Bir örnek vermek gerekirse Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki, 15 temmuz darbe girişiminden sonra Ekoloji/Çevre mücadelesi yürütenler için şöyle dedi: “Çevreyi putlaştırmışlar, bir yatırım yapmak için bir yıl bekleniyor, böyle şey olmaz, bu süreçleri hızlandıracağız, gerekirse ÇED zorunluluğunu kaldıracağız.” Bu durum gösteriyor ki hız kutsanmış, kuralsızlığı kural haline getirmek isteyen bir yönetim planlamaktadırlar.

Ekolojistler, bölgede (Lice’de Dersim’de, Silopi’de, Bitlis ve Bingöl’de vd.) geçen yaz yakılan orman bölgelerine bile gidemediler. Gözümüzün önünde yakıldı ormanlarımız. Birçok alan güvenlik bölgesi ilan edildiği için ondan sonra da gidip yanan bölgelere ağaç bile dikmemize izin verilmedi. Bu anlamda eğer anayasa değişikliği geçerse ne kural, ne ahlaki değerler ne doğa ve canlı ekosistem umurlarında olmayacak, rant için insani ve doğal hiçbir karşı duruşu kabul etmeyecekler ve susturmaya çalışacaklar.

Hevsel yok ediliyor

Hevsel Bahçeleri, yaklaşık 7 bin yıldır orda duruyor ve Amed’in vazgeçilmez bir parçası. Bu kent adeta o bahçeler ve Dicle Nehri üzerinden var olmuştur. Böyle bakarsak Amed’in ruhu Dicle Nehri ve Hevsel Bahçeleri’dir. Mevcut iktidar bu durumu iyi biliyor. Nasıl ki Taksim İstanbul’un direnişçi kısmını temsil ettiği için iktidarın hedefindeyse Hevsel de Amed’in kültürünü, kimliğini ifade ettiği için iktidarın hedefindedir. Yaklaşık on yıldır sürekli gündemdedir. Oralara sürekli inşaatı sokmak istemektedirler. Yerel teşaronlarla işbirliği yaparak orayı özünden uzaklaştırmak istemektedirler.

Yaklaşık 5 yıl önce Hevsel direnişi, bu saldırıları püskürtmüştü ancak şimdi OHAL koşullarını da fırsat bilerek orayı betonlaştırmak için saldırıya geçtiler. Kimseye sormadan orada yapılaşma yapmak istemektedirler. Görünüşte “doğasını bozmadan”, “yeşili arttırarak” bir proje yapmak istediklerini söylüyorlar. Ama biz biliyoruz ki bu sadece bir başlangıç olacak. Yaklaşık 50 yıldır Sur dışına taşmış mahalleleri, sokakları yok pahasına zorla boşaltıp, yıkarak zenginler için Dicle Nehri manzaralı villaları dikmeyi planlamaktadırlar. Bu planlamalarını Dicle Nehri’ni bitirene kadar devam edecekler. Bu toplumsal olarak bir yıkım getireceği gibi, Dicle Vadisi’ndeki canlı hayatı da bitirecektir.

Aile tarımı bitirilecek

Ekolojiye, kendine yeten sistemler olarak bakıyoruz. Kürtler kendi şehirlerinde, ekonomilerini iyi kötü oluşturmuştu. Kendi kendini ayakta tutan bir sistem yerine TOKİ, banka, ve İş kur sistemleri ikame edilmek istenmektedir. Mesela yıkılan kentlerdeki konut özelliklerine baktığımızda tüm evlerin 2-3 katlı olduğu, bahçesi, kendi bostanı, meyve ağacı hatta küçükbaş hayvanı olan bir habitat kurulduğunu görürüz. Bu yıkımlar başta bu kendine yetme ve doğayla iç içe olma durumunu ortadan kaldırmıştır. Hayatlarımız TOKİ denilen ucube yapılara sıkıştırılmak istenmektedir. Bu yıkım sürecinde binlerce hayvan ile doğal eko-sistem büyük zararlar gördü. On binlerce ağaç yakıldı, kesildi.

Teşvik paketleri, 1980’den bu yana gördüğümüz, bildiğimiz yöntem. Bir şeyler kötü gittiğinde hemen Kürtlerin bir kısmı kazanılabilir mi? Denilerek yandaşlara para dağıtmanın diğer adı. Paralar alınır inşaata, yola gömülür. Böylelikle hükümetin bölgede temsili bir “ağzı” olur. Para alanlar hükümet kimse onun papağanı olur. Bir yandan var olan görece bağımsız ekonomiler çökertilir, diğer yandan Ankara’ya bağlı ekonomi palazlandırılır. Bir yandan Koçerlik sistemi yasaklanır, diğer yandan mandıracılık teşvik edilir. Bir yandan bahçesi olan, kendi geçim kaynağı olan, kolektif emekle inşa edilmiş aile tarımı başımıza yıkılır, diğer yandan bölgede ihtiyaç olmayan mısır üretimine teşvik verilir. Yani bu teşvikler aslında yandaş yaratma, muhalif olanları, kendi kimliğini savunanları tasfiye etme teşvikleridir. Siyasi bir operasyondur. Bu durum tabi ki stratejiktir.

Sular şirketlere peşkeş çekiliyor

Su ve enerji, bildiğiniz gibi devlet için çok önemli. Doğadaki tüm su varlıklarına egemen olarak hem toplum ve doğa üzerinde bir egemenlik kurulmaya çalışılıyor. Allah’ın tüm varlıklar için yarattığı su, birdenbire parası olmayanın tüketemeyeceği bir şey haline geliyor. Akarsular, dereler, göller şirketlere peşkeş çekiliyor. Dicle ve Fırat artık akmaz hale getirilmiş durumda. Her yerde barajlarla hapsedilmiş. Su kontrol altına alınmak isteniyor. Enerji elde etme işin küçük bir boyutu. Temel mesele su kontrol altına alınarak suyun vatanında insanlar ve diğer canlılar suya muhtaç haline getirilmek isteniyor. Kaya gazı çıkarma çalışmaları da beş yıl önce başlamıştı. Özellikle Kaya Gazı için Amed-Silvan taraflarında deneme kuyuları açtıklarını biliyoruz. Küresel olarak petrol fiyatlarının düşmesiyle bu çok tehlikeli enerji kaynağının çıkarılması bir süreliğine ertelendi. Ancak suyu ve çıkarıldığı toprağı zehirleyen ve çevredeki canlı hayatı tamamen yok eden bu enerjiyi mevcut hükümetin eni sonu çıkarmak istediğini biliyoruz. Bu enerji şeklinin kesinlikle doğa ve insanlar için büyük bir felaketler doğuracağının farkındayız. Su ve toprak stratejik egemenlik alanları. Buralarda egemen olan toplumu istediği tarafa yönlendirebilecektir. Bu anayasa değişiklikleriyle yapılmak isten çok hızlı bir şekilde bu alanlarda egemenlik kurarak toplumda kalıcı olumsuz değişiklikler yapabilmektir. Bu anayasa değişikliğiyle su ve topraklar geri dönülmez bir şekilde şirketler ve devlet eliyle egemenlik altına alınacak, toplum bu şekilde dejenere edilmeye çalışılacaktır. O yüzden ‘hayır’dan başka seçeneğimiz yok.

TEILEN